• RadagastSays

Valinor'a Giden Son Gemi



Yüzük Savaşı sona ermişti. Elrond, Gandalf ve Galadriel , Valinor'a giden son gemiye binmek için gri limanlara varmıştı. Sam, Mary, Pippin ve Frodo onları yolcu etmek için oradaydı. Yüzüğün verdiği upuzun bir ömrün sonuna gelen Bilbo da , Elflerin davetlisi olarak gemideydi. Sonra beklenmedik bir şey oldu. Frodo da arkadaşlarına veda edip gemiye bindi. Oysa onca maceranın ardından kendi hayatını kurar, Hobbit bebecikleri görürüz filmin sonunda diye umuyorduk. Yıl 2005’ti. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin son filmi olan Kralın Dönüşü filmini Kanal D’de ilk kez izliyordum ve saat çoktan gece 1 olmuştu. Benim aklımda bambaşka bir soru vardı ama. Valinor (Ölmeyen Diyar) neresi? Ve neden herkes bu son gemiyle oraya gidiyor?

Kitapları okuduktan sonra öğreniyorum ki, Valinor, Valar’ın yerleşim yeri. Eru için Tanrı dersek, Valar da melekler gibi düşünün. Öyleyse Valinor, Orta Dünya’nın cenneti olmalı. Öyleyse Ezgi sen de atla bu gemiye, kaçırma Cennet’e giden son yolculuğu. Davetli de değilim ama… Harry’den görünmezlik pelerinini ödünç alırım artık gidene kadar.

Eee cennet olmak kolay değil tabii ki. Savaş’tan kaostan uzaklaşıp Ölmeyen Diyar’a yerleşmelerinin sebebi açık. Güçleri herkesle savaşmaya yeter ama bu bir tercih meselesi. Bu diyarda

savaşmak yasak, zaten lüzum da yok. Herkeste bir sakinlik, zaman daha yavaş akıyor sanki. Geldim geleli bırak koşmayı, hızlı adım atanı dahi görmedim. Elf olsun olmasın herkesin yüzünde bir nur var . Yanımdan akan çayda yüzüme bakıyorum, benim yüzümde de artık hiç görmediğim bir sıcaklık ve duruluk var gibi. Karnım acıktı ama pelerini çıkartırsam burada kaçak yaşadığımı anlarlar mı acaba? En iyisi önce Gandalf’ı bulmak. ‘’Ben sizin falanca dünyadan bir hayranınızım, yaptık bir hata düştük peşinize.’’ Dersem muhakkak affeder beni. Kızar ama affeder.

Çayın karşısında göz alabildiğince uzanan bir Pazar var. İçinde yiyecekten, giyeceğe her şey var. Burada daha az kişi yaşıyor diye düşünmüştüm ama pazarları bu kadar büyükse epey kalabalık bir nüfusları olmalı. Para kullanmıyorlar. Pazarda her şey takas usulü. Herkes ihtiyaç fazlasını, ihtiyacı ile değiş tokuş ediyor. Yardıma muhtaç kimse görünmüyor etrafta. Herkes açık renklerde parlak kıyafetleriyle salınıyor. En son böyle bir kıyafeti ablamın düğününde giymiştim galiba. Böyle olduğunu bilseydim evden kedicikli panduflarımla çıkmazdım.

Adanın etrafı ormanlarla çevrili. Doğal hayat ile Pazar arasında bir sınır var sanki. Yine de her şey iç içe gibi. Yani şu an köşede gümüş kasesini verip, yeni bir çift ayakkabı alan sarı saçlı güzelleri güzeli Elf ablamız, ormanın kuytularında zar zor gördüğüm ceylan ile yer değiştirse , her şey aynı kalacak gibi. İnsanın içinde zarar verme arzusu olmayınca doğa ile de bütünleşebiliyor demek ki.

Saatlerdir buradayım bir tane bile kolluk kuvveti görmedim henüz. Halbuki oklarını ve kılıçlarını mutlak bir nizam içinde hareket ettiren Elf askerlerini çok merak ediyordum. Gerçek ve fantastik dünyalar içinde cinsiyetçiliğe en uzak ırk olduklarından dolayı belki çaktırmadan aralarına da katılırım diyordum. (1.50 boyumla nasıl aralarında sırıtmadan duracaktım bilmiyorum ama :D ) Sonradan öğrendim ki burada düzeni sağlamak için eli silahlı kimselere gerek yokmuş. Düzen bozanlar zaten buraya davet edilmiyormuş. İnşallah 3 bin yıllık düzeni davetsizce gelerek bozmam. Benden her şey beklenir çünkü. Kalkıp kutsal ağaçlarından meyve falan yemem inşallah. Amin!

Adanın ortasında küçük bir tepenin üstünde bembeyaz mermerden bir köşk görüyorum. Bu diyarın bir yöneticisi varsa mutlaka burada oturuyordur, diyorum. Bunda da yanıldım işte. Bir çeşit tapınakmış burası. Valinor’da insanların evlerinden ya da kıyafetlerinden sınıflarını anlamak imkansızmış. Zaten bu mermer köşk dışında her yerde ağaç evler görmüştüm. Haklı olmalılar…Ama sınıf ayrımı da yok değil. Eru’nun yaratış sırasına göre dizilmiş Valar, en tecrübeliler bir takım kurallar belirleme hakkına sahip. Ancak sınıf deyince günümüz dünyasının sosyo-ekonomik sınıflarını da düşünmeyelim tabi. Daha çok manevi değeri var bu sınıfların. Kimse kimseye üstünlük taslamıyor, yukarıdan bakamıyor. Ama herkes bana yukarıdan bakıyor tabii. Aragorn ölüp Gimli buraya gelene kadar en kısa benim çünkü. Peh…

İşte Valinor deyince benim aklıma bunlar geliyor. Ölmeyen Diyar üzerinden kendi ütopyamı

yaratıyorum adeta. Son gemiye keşke ben de binebilseydim diyorum. Yüzüğünü son kez görmek isteyen Bilbo amcanın yanına oturup, Gandalf’tan bana dumanı şekilli üflemeyi öğretmesini isteseydim. Silah taşıyarak düzeni koruyan insanlara gerek duyulmayan, paranın olmadığı, kimsenin ihtiyacından fazlasına özenmediği, herkesin her daim parlak kıyafetler içinde ve Valar’ın kutsal ışığıyla bezenmiş olarak gezdiği bir dünyada yaşayabilseydim. Üretmenin tüketmekten çok daha güzel olduğunu tekrar anlayabilseydim ve kendi hayatımda sıkıntılar yaşamadığım için başkalarını da düşünebilseydim. Keşfetmek için o kadar zamanım olsaydı ki, İnstagram keşfetini yıllarca aklıma bile getirmeseydim.

Ütopyalar hayal ürünüdür. Ama bence hayallerimizin bazılarını gerçekleştirmek de bizim elimizde. Biz ideal dünyamızda yaşıyor gibi hareket edersek, dünya da idealleşir belki de…