• Öziko

KIZILCIKLAR OLDU MU?

İlkokul beşinci sınıfı yeni bitirmişim. Mavi önlüğümü çıkarmış olmanın hem gururlu sevinci hem de yeni bir şey giymenin tatlı utangaçlığı var içimde. Üzerimde annemin komşunun kızından aldığı büyük beden bir okul ceketi, amcamın benden irice olan kızından alınan büyük beden bir süveter. Bana ait olan tek şey ise minik gri eteğim. Emekli memur gibi dolanıyoruz ortalarda. Hele bir de çalışan bir annenin kızıysanız bilen bilir siyah çorap giymekten başka çareniz yoktur en kir belli etmeyeninden. Yani anlayacağınız formamın üst kısmı kalk gidelim diyor, alt kısmı otur yerine daha yeni geldik diyor. Alnımdaki ergenlik sivilceleri bağımsızlığını ilan etmeyi bırak resmen imparatorluk kurmuş. Yeni bir yöntem keşfetmişim alnımı kırıştırarak bakınca sivilcelerim pek belli olmuyor. Ama bu defa da insanlar sinirli olup olmadığımı soruyorlar. Ergenlik tüm bedenimi ele geçirmiş bir halde dolanıyorum. Tek hobim bir şeyler yazmak. Bir de ne zaman bir şeyler düşünsem ya da üzülsem içimden ilkokul öğretmenimin öğrettiği türküyü mırıldanıyorum. Yapıştı dilime gitmiyor. Olur olmadık yerlerde dilimden dökülüveriyor. Kızılcıklar oldu muuu, selelere doldu mu, heyy! Gönderdiğim çoraplar ayağına oldu muu hey! Nedendir bilinmez inanılmaz acıklı geliyor bu türkü. Hele bir de yavaş tondan söylediğim zaman gözlerim doluyor. İçimi bir acı kaplıyor. Garip bir ruh hali dört bir yanımı sarıyor. Ergenliğin kör kuyularına düştüm sanırım. Neyse öyle ya da böyle bir şekilde atlatacağız bu durumu. Düzelicez inşallah be!

Orta okulun ilk günü dersimize giren Türkçe öğretmenimizin aynı zamanda kitapları olan bir yazar olduğunu öğreniyorum. Bir kat daha sempatim artıyor. Kimseye itiraf edemiyorum ama bende yazar olmak istiyorum. Çünkü neden olmasındı. Ne yapıp edip hocamın gözüne girmeliydim. Sürekli bir şeyler yazıyorum. Hocama okutuyorum. Göz ucuyla bakıyor. Yalandan bir aferin diyor, geçiyor. Ya beni övme kitabına alsana… Önsözünde değerli öğrencimin güzel yazısı, minnettarım desene! Bana teşekkürlerini bir borç bilsene! Ama yok ben Zeki Müren’i görüyorum da Zeki Müren beni görmüyor ki!

Pes etmek bana yakışmaz diyerek sürekli deniyorum. Deneme yazıyorum, çocuk hikayeleri yazıyorum, piyesler yazıyorum, yazıyorum da yazıyorum. Hocam bu nasıl? Peki ya bu? Bu da mı olmadı? Hiç mi olmadı? Sonu hüsran sonu yine kızılcıklar oldu mu? Şimdi hala var mı bilemiyorum ama eskiden bir grup öğrenci sınıfın kapısını tıklatıp en tiz sesleriyle ‘’Hocam küçük bir gösteri yapabilir miyiz?’’ diye sınıfa dalardı. Buradan esinlenen ben, yıl sonuna geldiğimizde neden bu okulda bir yıl sonu müsameresi düzenlemeyeyim ki diye düşündüm. Piyesler yazdım. Arada küçük reklam arası tadında oyunlar sıkıştırdım. Rolleri dağıttım. Kıyafetlerinden organizasyona ses sisteminden sunuma kadar her şey tastamamdı. Hem yazdım hem yönettim hem oynadım. Benim küçük dünyama göre baya büyük işler başardığımı düşünüyorum. Yazar hocamın gelmesiyle büyük bir heyecanla yazdığım oyunları oynamaya başladık. Oyunun yarısında kalkıp gitmesiyle bazı şeyler boğazımda düğüm düğüm olmuştu. Bu kız daha ne yapsın? Tek amacım kendimi fark ettirmekti. O da olmamıştı. Peki kendi bilirdi. Edebiyat dünyası bir yıldız kaybetmişti. Sonrası zaten kızılcıklar oldu mu selelere doldu mu hey!

Büyük hüsran günümden sonra ilk dersin Türkçe olmasıyla bağrıma taş basıp derse giriyorum. Derste yeni bir kitap çıkaracağından içinde de bizden öykülere yer vereceğinden bahsediyor. İşte beklediğim an. Siz şimdi görürsünüz. Öyle bir yazacağım ki. Bu defa kesin olacak diyerekten yazıyorum, siliyorum, yazıyorum sonra tekrar siliyorum, ortada kağıtlar uçuşuyor. Derken ortaya kendimce güzel bir iş çıkarıyorum. Bu defa kesin derken kimin yazısının yayınlanacağının açıklanacağı gün gelip çatıyor. Nasıl heyecanlıyım. Acaba tahtaya kalktığımda nasıl bir teşekkür konuşması yapsam? Mütevazı mı davransam yoksa zaten bekliyormuşum gibi mi yapsam? Neyse en iyisi doğaçlama takılmak diyorum. Sonuçlar açıklandığında hoca ‘Dilan’ diyor. O an ismimin Dilan olmasını nasıl istedim. Yalnız sayın hocam bir daha bakar mısınız bir yanlışlık olmasın. İsmim Dilan değil.

Dilan’a bak sen vay be! Nasıl abartarak seviniyor. Öncesinde de bunun kendisi için pek önemli olmadığını söylüyordu. Resmen güvendiğim dağlar kayak merkezi oldu. Hadi şimdi hep beraber ‘’Kızılcıklar oldu mu, selelere doldu mu hey! Gönderdiğim çoraplar ayağına oldu mu? Mendili eline mendil verdim geline.’’ Hocamız sınıfta sesli olarak hikâyeyi okuyor. Arkadaşımın hikâyesindeki son cümleyi hatırlıyorum. Sanki o gün yağmur benim için ağlıyordu. Ayy ne büyük şey peh peh! Sonko o gon yoğmor bonom oçon oğloyordo.

Aradan çokça zaman geçti. O kızılcıklara ne oldu, dediğinizi duyar gibiyim. Artık kızılcıklar da oldu, selelere de doldu. Hatta gönderdiğim çoraplar yeni çorap modellerinin ortaya çıkmasıyla beğenilmedi. Yeni çorap almak gerekti. Çorap fiyatları uçtu gitti. Bu hikâye de burada bitti. O küçük kız büyüdü. Zaman zaman yine başarısız oluyor belki ama bununla başa çıkmayı öğrendi.