• Rosie

Irkçı Siyahi, Cinsiyetçi Kadın



Selamlar!


Amerika'nın ırkçılıkla ilgili olan gündemini ve protestoları az buçuk biliyorsundur. Bu ülkenin ırkçılıkla olan imtihanı yüzyıllardır sürüyor olsa da, bu aralar süregelen protestolar öncekilerden çok daha fazla destek almış gibi duruyor. Hem siyahilerden, hem beyazlardan. Ben de her ne kadar ırkçılıkla ve bunun toplumda nasıl sürdürüldüğüyle ilgili Amerika'da yaptığım yüksek lisansım sayesinde çok şey öğrenmiş olsam da, hala öğrenecek şeyim olduğu inancıyla okuduğum Ibram X. Kendi tarafından yazılan "How To Be Anti-racist" kitabından esinlenerek bir yazı yazmak istedim. Birazcık ırkçı siyahi kavramı mümkün mü bundan bahsedip bunu cinsiyetçi kadın olgusuna bağlamak istiyorum.


Irkçı Siyahi


Sanılanın aksine, bir siyahinin hem diğer siyahilere hem de beyazlara karşı ırkçı olması mümkün. Özellikle konuştuğumuz kişi ırkçı bir milletin içerisinde doğup büyüdüyse (Amerika gibi), bu çok açık seçik şekilde yapılmayan ama sosyal, ekonomik ve kültürel sistemlerin içerisinde farkında olmadan öğrenilen ırkçılığı kişinin içselleştirmesine sebep oluyor. Bunun için kullanılan terim içselleştirilmiş ırkçılık (internalized racism). Bu kavrama göre, ırkçı bir toplumda büyüyerek ırkçılığı içselleştirmiş siyahi insan, kendi ırkını kusurlu olarak görmeye başlıyor.


Bunun kendini açığa vurma şekli herkes için farklı. Kendi, kitabında bunula ilgili birçok örnek gösteriyor:

  • Siyahi birinin kendi ırkıyla ilgili toplumsal önyargıları desteklemesi. Örneğin, kendi ırkını tembel olarak nitelendirmesi, tembelliği bir bireye değil, bir ırka mal etmesi,

  • Ten rengi olarak siyahı değil, beyazı, mavi ya da yeşil gözü, düz saçı evrensel ve ideal güzellik olarak algılaması, kendini buna göre fiziksel olarak değiştirmeye çalışması (bkz ten rengini kimyasallarla açmaya çalışan insanlar, saçlarını hep düzleştirmek zorunda hisseden siyahiler, vs.)

  • Amerika toplumunun (özellikle beyazların) inandığı gibi siyahilerin de kendi ırkının diğer ırklardan daha tehlikeli olduğuna inanması, onlardan uzak durmaya çalışması.

Bu liste uzar gider...


Bu yüzden siyahi bir polisin bir siyahi sivile uygulanan fiziksel şiddete ses çıkarmamasına ve bazı siyahilerin Black Lives Matter hareketine karşı olmasına şahit olmak şaşırtıcı değil. Ben bunun hem eğitimle, hem de hayatta kalma içgüdüsüyle alakalı olduğunu düşünenlerdenim. Amerika toplumunda beyaz ırk genelde siyasi ve ekonomik gücü elinde tutan kesim olduğu için, siyahilerin kendilerini onların tarafında göstermeye çalışıp, o güçten yararlanmak istemeleri çok mu garip? Maalesef o güce yaranabilmek için tek yol da beyazların yaptığı gibi siyahileri dışlamak ve çoğu insan bunu fark ederek ya da etmeden yapıp, kendi ırkına sırtını dönüyor.


Cinsiyetçi Kadın


Yine aynı mantıkla, sanılanın aksine, cinsiyetçi kadın diye bir şey var. Hatta Türkiye'nin cinsiyetçi kadınlarla dolu olduğunu söylemek yanlış olmaz.


Erkek kadına fiziksel şiddet uyguladığı zaman, kadın tecavüze uğradığı ya da cinayete kurban gittiği zaman suçu işleyen erkeğin değil mağdur olan kadının suçlu olduğunu düşünen kadınların hepsi cinsiyetçi. "Neden o saatte dışardaymış?", "Neden o kadar kısa etek giyiyormuş?" "Kadın da o adamın evine gitmeseymiş," deyip mağdur kadınları eleştiren bütün kadınlar bizim cinsiyetçi, ataerkil sistemimizin doğurup büyüttüğü, kadının hep kendisini koruma zorunluluğu olduğunu düşünen ve kadının gece 2'de rahat ve güvenli bir şekilde bardan çıkıp evine gitmesi ihtimalinin olabilirliğini göz önünde bile bulundurmayan kişiler.


Ve biz bunlara cinsiyetçi diyoruz.


İçselleştirilmiş ırkçılıkta olduğu gibi, bu da içselleştirilmiş (örtük) cinsiyetçilik (internalized sexism). Kadınlar toplumdaki cinsiyetçilikle o kadar içli dışlı büyüyorlar ki, fiziksel şiddet gibi en akıl almaz şeyleri bile normal görebilecek duruma geliyorlar. Bunun sebebi kadının kendi ait olduğu cinsiyet grubunu diğer gruptan (erkek) daha düşük görmesi. Ki bu zaten cinsiyetçi sistemlerin temelinde olan kadın ve erkek eşit değildir, kadın erkekden her alanda daha değersizdir inancı. Bu sebepten ötürü, bu anlayışa göre kadın fiziksel şiddeti de, tecavüzü de, aşağılanmayı da hak eder.


İçselleştirilmiş cinsiyetçilik kadınlarda kendini güçsüz hissetme, kadınların kendini ve çevresindeki kadınları nesneleştirmesi ve kadınlar arasındaki çekişmenin normalleştirilmesi gibi farklı çeşitlerde kendini gösterir. Aşağıda bu tarz kadınlara sizin hayatınızda görebileceğiniz basit örnekler verdim:

  • Erkeğin aldatmasını normal görürken, kadının aldatmasını namus çerçevesinde eleştiren kadın,

  • Çevresindeki kadınları giyimleri ve fizikleri ile yargılayarak onları nesneleştiren kadın,

  • Çevresindeki her kadını, her alanda sebepsiz yere rakip olarak gören kadın,

  • "Ben senin bildiğin kadınlardan değilim," ya da "Ben öbür kızlara benzemem," diyerek kendini kadınlardan uzaklaştırarak diğer kadınları ötekileştiren kadın (defensive othering)

  • İş ortamında başarılı olabilmek için maskülen davranması gerektiği düşüncesini içselleştiren kadın.

Bu tarz davranışları normal değil anormal olarak görmemiz gereken zamanlar sence de gelmedi mi?


Bu tarz örnekler uzar gider. Cinsiyetçilik bazen o kadar içselleştirilir ki, cinsiyetçilik yaptığımızı, kadını erkekten ayırdığımızı kadınlar olarak bazen fark etmeyiz bile. Ben de bu konuda uzun araştırmalar yapmadan önce bilmeden çok konuda cinsiyetçilik yaptığımı fark ettim. Senin de fark etmen olası ve bu kesinlikle kötü bir şey değil. Önemli olan kendimizi sürekli sorgulayıp, içselleştirilmiş değerleri değiştirip, bu kadınları ezen sistemin bir parçası olmayı reddetmek.


Kadının cinsiyetçi davranış eğilimlerine odaklanmak, erkeklerin cinsiyetçi eğilimlerini gözardı etmek demek değil. Demek istediğim şey, kadınların özgürleşmesinin sadece erkeklerin değil, kadınların da kendilerini sorgulayıp davranışlarını değiştirmesine bağlı olduğu. Farkında olmadan kadınlara yaptığımız ayrımcılıkları anladığımız zaman yanyana gelip bu sisteme daha kolay bir şekilde başkaldırabileceğiz.


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!


B