• RadagastSays

GAME OVER


Gelin, sizinle ufak bir oyun oynayalım. Sabrınızı ve zekanızı test edecek kısa bir oyun. Size uzun bir asır gibi gelse de , aslında göz açıp kapayıncaya kadar da bitebilen bir oyun. Bütün aşamaları içiniz titremeden ve tüyleriniz diken diken olmadan tamamlarsanız bir ödülümüz olacak. Haydi başlayalım!

12 aşamanın ilki Ocak ayında yaşanan Elazığ-Malatya depremi. Yurdun her yerini titretmese de her yurttaşın yüreğini titrettiği kesindi. Kış ortasında, hava sıcaklıklarının da oldukça düşük olduğunu bildiğimiz şehirlerde sokakta kalan insanları düşünmek , uykusuz gecelere sebep oldu. Deprem bir Türkiye gerçeğiydi ancak depremin etkilerini azaltmak için herhangi bir girişimde bulunulmadığı da Türkiye gerçeğiydi. Ve ben , 2020 yılında başıma gelecek diğer şeyleri bilmeden yılın ilk şükrünü bu insanlar gibi sokakta kalmadığı düşünerek etmiştim. Biz Kuzey yarım kürede üşürken, Güney yarım kürede yanan ormanlarımız vardı bir de ve ormanların içinde yaşayan milyonlarca can. Beni şimdiye kadar gördüğüm tüm yangınlardan daha çok etkiledi. Çünkü bu hayvanların ve bitkilerin çoğu sadece Avustralya’ya özgüydü. Yani kaybedersek bir daha bulamayacağımız türden…

Oyunlar gibi hayat da ilk leveldan böyle zor görevler vermez diyorduk ki; Mart ayında gerçekten de ilk aşamanın oldukça kolay olduğunu fark ettik. Çin’den yayılan Covid-19 virüsü ilk kez ülkemizde görüldü. Sanki Y ve Z kuşağının yaşamadığı çile kalmasın diye X kuşağı tarafından organize edilmiş bir saldırı gibiydi. Bize hiçbir şey bırakmayan büyüklerimiz, bizden pek çok şey almaya niyetliydi.

Bu kısmı uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Herkesin hayatından bıktığını, maskelerin içimizi fazlasıyla sıktığını hepimiz biliyoruz. Ancak karantina süreci bende yepyeni duygular uyandırdı. Yasalarla eve kapatılmayı düşündüm mesela. Şimdi bir hastalık vardı ve makul olan evde kalmaktı. Öte yandan hükümetlerin bir gecede çıkardıkları kararnamelerle bizi gelecekte de eve kapatabileceği korkusu sardı içimi. Hiçbir şeye sesini çıkarmayan halkımız haksız yere evlere kapatılmaya da sesini çıkarmaz mıydı acaba? Benim gibi içi özgürlük tutkusuyla dolu birisi kapısının önünden askerler geçerken bir nefese muhtaç kendini sokağa atabilir miydi yine de? Hükümetlere fazla mı güç veriyorduk acaba? Yine 2020 yılının bir sürprizi olan George Floyd cinayeti mesela. Biz öldürülen bir yurttaşımız için sokaklara dökülsek nasıl karşılardı sevgili polisimiz?

Neyse dedim, oyuna devam ettim. Alevler de püskürse, yer de sallansa bölüm sonu canavarını yenmeye niyetliydim. Sevgili oyunum bana her mevsimi tüm afetleriyle yaşatmaya niyetlenmiş olacak ki, Van’da çığ düştü. 5 saat boyunca gözümü kırpmadan kurtarma çalışmalarını izledim. Kurtarmaya gidenler de öldü ben izlerken. Beni yargılamayın ama o an ; ‘’Keşke bir sincap kadar umursamaz olsam.’’ Dedim. Dünyanın dört yanında binlerce kişi ölürken içimi bir türlü rahat ettiremedim. Sular içinde kalan Endonezyalılar, karın altında kalan jandarmalar ve yangının ortasındaki koalalar…

Oyunun aşamaları giderek zorlaşmaya devam etti. Çekirge istilası, uçak kazası, Beyrut patlaması, Giresun’da sel, Ankara’da kum fırtınası… Bakın 2020’yı suçlamaya gerek yok. Bunlar dünyanın belirli yerlerinde her yıl yaşanan şeylerdi aslında. Ancak evde oturmaktan farkındalığımız arttı. Hayat koşuşturması içerisinde görmediğimiz olayları görür olduk. Görmezken can acıtmayanlar, görününce hançer oldu. Bugün 29 Aralık ve oyunun sonuna geldim. Ekranda şu yazı belirdi.

‘’2021 yılına hoş geldiniz! 2020 Kıyametin Şafağı simülasyonunu tamamlayarak 2021 bonus etabında yer almaya hak kazandınız. 2021 yılı, zorlukların ve bölüm sonu canavarlarının olmadığı sadece enerji ve altın topladığınız bir etap olacaktır. Etap sonunda biriktirdiğiniz her şey diğer bölümlerde kullanılabilir. Bu yüzden verilen zamanı en iyi şekilde değerlendirip, kendinize artı değerler katmayı unutmayın!’’

Bölüm sonu canavarını yenmenin de verdiği dopamin patlamasıyla arkama yaslandım. Bir daha asla elime almamaya yemin ettiğim bu oyunun bana neler öğrettiğini düşündüm. Öncelikle kendimle gurur duyuyordum çünkü hala hayattaydım. Ve bu upuzun maraton boyunca asla oyunu bırakmayı düşünmedim, mızıkçılık yapmadım. Sabretmeyi öğrendim. Günde 4-5 saat gördüğüm eşimi tüm gün yanı başımda görünce küçük atışmalara, düşünce farklılıklarına daha yumuşak yaklaşmayı öğrendim. Normalde kendimi asosyal zanneder, kimseyle görüşmek istemezdim. Yine de 1 yıl boyunca kimseyi görmeyince sevdiklerimi özledim. Ne zaman kahraman olunacağının asla belli olmadığını anladım. Dün adını bilmediğimiz Özlem Türeci-Uğur Şahin çifti bugün tüm dünyanın kahramanı mesela. O yüzden tüm koşullar altında hiç pes etmeden, bir gün birilerinin kahramanı olabileceğinize inanarak hareket etmek gerek sanırım. Kendimi ve 2020 oyununu sonuna kadar götürebilen herkesi tebrik

ederim.



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ambulans

Bu seneyi sanki bir heves uçaktan paraşütle atlamışım da paraşütüm açılmadığı için yere çakılmışım ve kimse beni görmediği için ambulansa kendim haber vermişim gibi bir seneye benzetsem çokta abartmış