• Rosie

Dünya Gökkuşağı Misali...



Ütopya… İmkansızmış gibi gösterilen ama bazen hiç de imkansız olmayan kelime, anlam, gerçeklik. Küçükken düşündüğümüz şeyler, olayları yorumlayışımız yetişkin gözlerle baktığımızda ütopya gibi geliyor bize. Aslında yaşımız ne olursa olsun, düşündüğümüz şeylerin bir gerçekliği yok mu? "Hayır" diyor babam, "yetişkin olmak çocukken yaptıklarını, düşündüklerini, gözlemlerini değiştirmeni gerektirir. Yetişkin olmak gerçekliğe alışmayı, onunla yaşamayı gerektirir." diyor. "Gerçeklik ne peki?" diye soruyorum. Neden çocukken düşündüklerim gerçek olarak kalamıyor? Neden yetişkin olabilmek için kendimi eğip büküp, belirli kalıplara sokmam gerekiyor?


Halbuki ben hala renkli bir dünya hayal etmek istiyorum. Herkesin içinden geldiği gibi gülebildiği, eğlenebildiği, kendini gösterebildiği, arkadaşlıklar kurabildiği bir dünya. İnsanların ten rengi, cinsiyet, ırk, dil, ülke ayrımı yapmadığı bir dünya. Önyargıların olmadığı, olsa bile bunların üstesinden gelinebilen bir dünya. Çok mu şey istiyorum?


Henüz bir bebek doğurmuş arkadaşımın eşinin de bebeğin sorumluluğunu aldığı, kadınlar bir bebeği 9 ay karnında taşıyıp onu emzirirken, evin yemek ve temizlik sorumluluklarının hepsini üstlenmek zorunda olmadıkları bir dünya istiyorum. Erkeklerin kadınlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi göstermedikleri, sorumluluk alabildikleri, yaptıkları tercihlerin sonuçlarından kaçmak yerine onlarla yüzleşebilecek olgunlukta oldukları bir dünya istiyorum. Çocukların anneleri kadar babalarını da gördükleri, babalarının da sevgilerini anneleri gibi iliklerine kadar hissedebildikleri bir dünya…


Rengarenk bir dünya istiyorum ben hala, çocukluğumdaki gibi. Renkleri insanların mutlulukları ve kahkahalarıyla boyanan bir dünya. İnsanların mutlu olmasını istiyorum. Haftada 80 saat çalışmak zorunda olmadıkları için. Çalıştıkları işlerini seçebilecek ve istedikleri işleri yapabilecek özgürlükleri oldukları için. Emeklilik maaşları yetmediği için 70 yaşına kadar -ya da ölene kadar- çalışmak zorunda olmadıkları bir dünya istiyorum. Açlıkla sınanan insanlarla milyonerlerin aynı şehirlerde yaşamak zorunda kalmadığı, milyonerlik diye bir kavramın olmadığı bir dünya istiyorum. İnsan ilişkilerinin paylaşımla zenginleştiği, hem maddi hem manevi şeylerin kahkaha sesleri eşliğinde paylaşılabildiği bir dünya. Topluma yararı olan meslekleri icra eden insanların en düşük maaşları değil, en yüksek maaşları alabildiği bir dünya. Ağlanacak zaman geldiğinde de, insanların birbirini eleştirmek yerine birbirine nasıl yardım edebileceğini düşündüğü bir dünya istiyorum.


İnsanların binaları görmek yerine doğal güzellikleri görmek için seyahat ettiği; doğal güzelliklere, hayvanlara önem verdiği bir dünya istiyorum. Bu dünyada misafir olduğumuzu unutmadığımız ve ona göre davrandığımız bir dünya… Çok mu şey istiyorum?


Hala rengarenk bir dünya istiyorum ben, çocukluğumdaki gibi. İnsanların sadece kendilerini düşünerek değil, diğer insanları da düşünerek hareket ettikleri ve dünyayı empatiyle renklendirdikleri bir dünya… Savunmasız insanlardan avantaj sağlamak yerine, onların korunduğu bir dünya istiyorum. Sadece zenginlerin, sağlıklı, iş sahibi olan, hayallerini gerçekleştirebilmiş insanların değil, herkesin mutlu olduğu bir dünya istiyorum. Herkesin hayallerini gerçekleştirmesinin mümkün olduğu ve hayal kurmanın bir lüks olmadığı bir dünya…


Herkesin birbirini sevmek zorunda olmadığı ama saygı gösterdiği bir dünya istiyorum. Gökkuşağı gibi renkli karakterleri, geçmişleri, tercihleri olan insanların bir araya gelip bir şeyleri paylaşabildikleri, içlerindeki renkleri birbirlerine yansıtabildikleri bir dünya. Kimsenin kimliğini saklamak zorunda olmadığı, herkesin dilediği gibi yaşayabildiği bir dünya…


İnsanların aynı ortamda oturup siyaset paydasında değil insanlık paydasında buluştukları bir dünya istiyorum. Ülkelerin paraya taptıkları değil, insanlarına taptıkları bir dünya…


Ben 28 yaşındayım. Çocukken dünyayı gören gözlerimi yetişkin gözlerimle değiştirmeyi reddediyorum. Ütopya imkansız kelimesiyle eşdeğer olmamalı diyorum, demeye de devam edeceğim. Ütopya olarak gördüğümüz şeyler o kadar imkansız, o kadar marjinal şeyler değil aslında.


Ama benim imkansız olabilecek bir dileğim de var…


İdeal dünyamda, ütopyamda, annem de olsun istiyorum. Annemle gezebildiğim, onunla yiyip içebildiğim, paylaşabildiğim, ağlayabildiğim, eğlenebildiğim bir dünya.

Annemin ruhu gibi rengarenk bir dünya istiyorum. Bu dünyaya sahip olabilmek için de elimden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğim.

Benim ütopyam imkansız değil...