• Rosie

Beni Kontrol Etme




Şimdi beni tanısanız, yakın ilişkilerimde insanlara verdiğim alan ve özgürlük sizi çok şaşırtabilir. Özellikle Türkiye'de doğup büyüdüyseniz... Bizim kültürümüz maalesef yakın ilişkilerini sahiplenmek ve kontrol kavramları çevresinde kuran bir kültür. Bu anlayış da her türlü illişkiyi maalesef boğarak sonlandırma potansiyeli olan bir anlayış.


Ne yaparsan yap, bir insanın sana karşı hissettiklerini ve davranışlarını kontrol edemeyeceğini anladığın zaman dünyanın rengi çok değişiyor. Hem iyi, hem kötü anlamda. Bu iyi bir şey çünkü kimseyi kontrol edemeyeceğini anladığın zaman sadece kendi davranışlarından ve duygularından sorumlu olduğunu anlıyorsun ve ona göre davranıyorsun. Ve inan ki bu çok güzel bir rahatlık. Bu aynı zamanda kötü bir şey çünkü bunu anlayabildiğin zaman hayatından çok değer verdiğin kişilerin çıkmış olması ve biraz da çevrendeki insanlar tarafından üzülmüş olman gerekiyor. Zaten genelde anlamanın yolunu açan tetikleyici unsur da bu oluyor.


Bunu söylüyorum çünkü benim bunu anlamam için hem çok yakın arkadaşlarımı kaybetmem hem de romantik partnerlerim tarafından çok üzülmem gerekti. Mesela, adı lazım değil, baş harfi... Şaka şaka, hangi birinin adını vereyim? Mesela, çok değer verdiğim kız arkadaşlarım, belki ben onların romantik ilişkilerine çok karıştığım için ve kendimi sevgililerinin aleyhine tavsiye vermek zorunda hissettiğim için gitmişlerdi? (İstenmeden verilen tavsiyeler konusuna başka bir yazıda değineceğim.) Belki onların ilişkilerini uzaktan kontrol etmeye çalışmam onları bunaltmıştı ve karşısındaki insanları seçmişlerdi?


"Belki sevgililerim de şöyle yaptığım için beni aldatmıştı," demek isterdim ama hayır, onları bu konuya dahil etmemin sebebi şu: Onları, kontrol edemediğim ergenlik hormonlarım ve kafasızlığım yüzünden ne kadar kontrol etmeye çalışırsam çalışayım, hep kendi istediklerini yapmış olmaları. Eğer partnerinin telefonunu kontrol etmek, bütün mesajlarını okumak, nereye ne zaman gittiğini bilmek, günde 5 saat telefonda konuşmak, ya da bütün arkadaşlarını tanımak aldatılmanın önüne geçseydi, ben hala sadece kendine karşı güven problemi olan bir insan olarak hayatıma toz pembe gözlüklerle devam ediyor olurdum. *wink wink*


Hayır arkadaşlar, öyle olmuyor. Kontrol etmenin en kötü yanı, kendi hayatını yaşarken aynı anda başkasının hayatını da yaşamaya çalışıyor olmak. Bu seni iki kat yoran, enerjini iki kat alan bir süreç. Düşünsene, sadece kendinin nereye gideceğini değil, sevgilinin nereye gideceğini de düşünüyorsun. Diyelim ki partnerin dışarda, aklından geçen ne yapıyordur acaba şimdi tarzı deli deli sorular beynini biraz daha yoruyor, seni biraz daha üzüyor. İnsan böyle anksiyete sahibi olmuyorsa ben de başka bir şey bilmiyorum...


Partnerinin telefonunu karıştır, her gittiği yeri bil, işe gittiği ve geldiği zamanı da bil. Öğle yemeğini ne zaman yediğine kadar bil... Bir insan aldatası varsa aldatır, gidesi varsa gider.


Yakın arkadaşına istediğin kadar öğüt ver, tavsiye ver. Bu çocuk seni üzüyor/üzecek kızım, Allah aşkına yapma diye yalvar. İsterse yapar, gidesi varsa gider.


Bunu anladıktan sonra, herkesi kontrol etmeye çalıştığın o üzerinde Netflix, Hulu, Youtube, Esra, Büşra butonları olan kumandayı yavaşça çöpe bırakıyorsun... Bundan sonra yapacağın tek şey izlemek oluyor. Hayatında kalanları ve hayatından gitmeyi seçenleri kumandasız, hiçbir şey yapmadan izliyorsun.


Bunun en güzel yanı ne biliyor musun? Hayatında kalmayı seçen insanlar, gerçekten hayatında olmak için fedakarlıktan çekinmeyen, sana sevgi, hoşgörü, emek, yoldaşlık, dostluk göstermekten çekinmeyen insanlar oluyor. Sana olduğun gibi değer veren, senin mutluluğunu önemseyen, içten insanlar.


Şimdi sen dersen ki "E hayatımda kimse kalmadı ki?" Bu da senin mücadelen... Belki hayatına yeni arkadaşlar almadan ya da romantik bir ilişkiye başlamadan önce biraz kendinle yalnız kalman, diğer insanlardan önce senin kendine saygı, hoşgörü, fedakarlık göstermen gerekiyordur, kim bilir?


Nicelikten ziyade niteliğe bakmak lazım.


Ne güzel demiş ismini okumak ucundan biraz imkansız olan Matshona Dhliwayo : "Bir kuş kafeslendiğinde özgürce sevemez.*"


Düşünelim bunu biraz...


Kalın sağlıcakla...



* “A bird cannot love freely when caged.” (Çevirimin orijinali, "Ben Türkçe anlayamıyorum ya" ya da "Çok çirkin çevirmişsin," diyenler için)