• Hatice Kaman

“Benden Sana”


Kurduğum “Her geçen yılda iki resim arasındaki farkları bulmaya çalışıyorum.” cümlesi tekrar geldi baş ucuma. Tam da papatyalar kendini göstermeye, doğa uyanmaya başlamışken biz de şöyle bir rafları düzenleyip, arkada arada kalanları günlendirelim mi? Biraz baş başa kalalım mı seninle?


Kiminle? Sen, sen. Dönüp arkasına bakan. Heh sen işte. Aklın, ruhun, beliğin, karakterin, hataların, kahkahaların, hayallerin, öfkelerin, keşkelerin, iyi kilerin sen. Tam tamına kendin. Bazen kendine bile tahammül edemediğin anlarınla, bazen de guru duyduğun taraflarınla sen.


Yirmili yaşlar. Otuzlu, kırklı. Sevgili otuz ve kırk yaşım seninle sonra ilgileneceğim. Kim bilir neler olacak? Şimdi gel seninle yirmilerine şöyle biraz bakalım. Ne var ne yok?...


Sevilmek için kırk takla atmıştın hatırlıyor musun? Başkalarını memnun etmek için kendini kaç kere ikinci plana atmıştın? Kafanı sallamandan anlıyorum. Çok kere evet. Kaybetmekten korktuğun insanlar için kendinde nelerden feragat etmiştin? “Aman üzülmesin. Ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey.” Diye dilinin ucundan neleri geri göndermiştin? Defalarca boğazın düğümlenmişti hani. Yutkunamamıştın bile. Kurduğun ilişkilerinde hep kolaylaştırıcı rolünle devamlı arada kalıp kaç kere kendini siper etmiştin? Kaç kere kendini delik deşik hissetmiştin? Yıkılan köprüleri emek emek tek başına yapmaya çalışmıştın. Tabi ki tüm bunları yaparken hiç kimsenin ruhu duymamıştı. Biliyorsun değil mi? Kaçırma gözlerini, bal gibi de biliyorsun.


Güçlü olmalıyım, dik durmalıyım diye diye defalarca haksızlık etmiştin kendine. Ağlayamamıştın bile gönlünce. Ne demek ağlamak? Gel bu tarafa bak şimdi. Bun yaşadıklarını fark edebiliyorsun. Eminim, tüm bu tecrübelerin kalbinde ince bir sızı, dilinde bir “Ah be”, gözünde belli belirsiz bir yaş, yüzünde hafif bir bulut. Olsun, iyi ki yaşamışsın. İyi ki. Bak şimdi tekrar kendine.


Altını çize çize “Hayır” diyebiliyorsun, kendi gücüne inanıyorsun. Bağıra bağıra ağlıyor, doya doya hata yapıyorsun. Artık farkındasın asıl güçlü olmanın fırtınalar karşısında eğilip bükülmek olduğunu. Biliyorsun artık, kim olursa olsun ve ne yaşarsan yaşa günün sonunda kendinle kalıyorsun. Yorul, pes et, bırak, güven, kırıl, kır, güçlen ve tekrar ayağa kalk. Ya da kalkma kal biraz orada. Ama tüm yaşadıklarının elini tut. Haksızlık etme artık kendine. Hem daha dur neler sunacak sana hayat…


Otuzlu yaşlarında tekrar konuşalım, olur mu? Çünkü o zamana kadar sana,

“Üstlerine gitmeyi öğreteceğim.

Düşünce kalkamayı öğreteceğim.

O an orada durmayı,

Bu da geçer yahuyu öğreteceğim.” *



*Nil Karaibrahimgil’in / Benden Sana