• Rosie

Amerika: Toz Pembe Bir Başlangıç



Bu blogun ilk yazısı!


Ne yazayım, nerden başlayayım diye çok düşündüm. Benim şu anki ben olmamı sağlayan ve beni çok değiştirip, geliştiren Amerika’ya taşınma sürecimden başlamak uygun geldi.


Bu bölümde Amerika ile ilgili yazacağım şeyler hep olumlu olmayacak. Amacım, düşündüğüm ve deneyimlediğim her şeyi, olduğu gibi, sansürsüz yazıp ilgilelere ulaştırmak.


O zaman, kimseyi korkutmamak için, önce eğlenceli kısımdan başlayalım.

Aklıma Work & Travel macerasına atılmak düştüğünde Hacettepe'de okuyordum ve 20 yaşındaydım. Amerika maceram 2013 yazında tam olarak böyle başladı. O zaman dolar 7 lira değil tabii, 1,30 filandı...


Şu anda düşündüğümde "Nasıl yapmışım?" diye kendime sorup, cesaretime hayranlıkla baktığım bir dönemden bahsediyorum. Çünkü hiç yurtdışına adım atmamış, uçaktan korkan ben, hiçbir arkadaşım olmadan tek başıma Amerika’nın en muhafazakar ve garip eyaletlerinden biri Ohio’da çalışmaya gittim.


Her ne kadar eğitimimi Hacettepe’de İngilizce olarak alıyor olsam da, İngilizce yazıyor, okuyor fakat çok konuşamıyordum. Amerika’da uçaktan inip birileriyle konuştuğumda anladım ki sıkıntım sadece konuşmamak değil, Amerikanları anlamamakmış aynı zamanda!


Çok iyi hatırlıyorum, ilk günleri marketi bulamadığım ve yurdumdan çıkarsam kaybolacağımı düşündüğüm için odamda aç bir şekilde geçirdiğimi... Oda arkadaşım beni balık krakerlerle besledikten sonra, beni markete götürebileceğini söylemişti de o zaman açlığım son bulmuştu. (Teşekkür ederim, Audrey!)


Her ne kadar gittiğim yer çok muhafazakar olan ve çok da büyük olmayan bir eyalet olan Ohio olsa da, bulunduğum dünya ve çevre Türkiye’de alışkın olduğumdan daha farklıydı. Bu farklılıkların arasında birçok şey vardı yaşam tarzı, hayata bakış açısı, kültür... Amerika'daki insanların çok çalışan fakat su gibi alkol tüketen ve partileri çok seven insanlar olduklarını gördüm. İşten sonra herkesin bir araya toplanıp içtiği ve oyunlar oynadığı ev partileri, bar partileri ve piknikleri görmek benim için ilk dönem çok şaşırtıcı olsa da sonradan alıştığım bir manzara olmuştu.


Kültür ve hayata bakış açısına gelince, sanırım beni en çok şaşırtan şey yolda yürürken karşıdan karşıya geçeceksem yoldan gelen arabanın ben daha yola inmeden durup bana yol vermesiydi. Bu ilk başıma geldiğinde etrafıma bakıp arabanın neden durduğunu anlamadığımı ve ne yapmam gerektiğini düşündüğümü hatırlıyorum. Biraz düşündükten sonra herhalde beni bekliyor diye düşünüp sonunda karşı kaldırıma geçmiştim.


Diğer bir kültür özelliği ise cinselliğin arkadaş ortamlarında çok rahat konuşulmasıydı. Bu beni ilk başta hem şaşırtmış, hem utandırmıştı... Mesela 20 yaşında bir kızın hala kimseyle birlikte olmamış olması Amerikanlara çok garip gelen bir durumdu. "Ama neden?" diye sorgularlardı herkesi. Sonra başla Türk kültürünü anlatmaya...


Bu rahatlığın sadece cinsellik konusunda değil, başka konularda da normal olduğunu fark ettim. Arkadaş ortamlarında kadınlar ve erkekler birbirleriyle rahatça konuşup, şakalaşıyordu. Kadınlar kilolu ya da zayıf farketmeksizin sokaklarda kısacık şortlarla geziyorlardı ve bir kişi de dönüp bakmıyordu! Düşünsenize...


Burada 3 ayda gördüğüm, yaşadığım, gözlemlediğim her şey beni çok utandırdı (özellikle cinsellikle ilgili olan rahatlık), şaşırttı ve düşündürdü. Yaklaşık 1 ayımı hiç konuşmayarak fakat herkesi gözlemleyerek geçirdim. Bunun sebebi hem kimseyi anlayamamam hem de İngilizce'yi çok iyi konuşamamamdı. Ama sanırım içimde bir de her şeyi sindirme ihtiyacı da vardı. Çok büyük farklılıklara, tek başıma, dünyanın diğer ucunda alışmaya çalışıyordum.

O yazın sonunda çıkardığım en büyük sonuç, Amerika’nın gerçekten de bir özgürlükler ülkesi olduğuydu. Amerikanlar nasıl yaşayacaklarını ve eğleneceklerini çok iyi bilen, özgür ve anlayışlı insanlardı. Hangi ülke ve toplum bundan daha iyi olabilirdi ki?


Bu sorunun cevabını hala bilmiyorum... Fakat deneyimleyerek gördüğüm tek bir şey var, maalesef Amerika böyle toz pembe bir dünya değil. Bu konuyu ayrıntılarıyla daha sonraki yazılarımda irdeleyelim. :) Şimdilik hoşçakal!